Skip to main content

Posts

Carancho - Ankara Film Festivali Gösterimi

Dünyanın Her Köşesinden bölümünde gözümüze çarpan iki filmden biriydi. Aslında bu bölümdeki tüm film filmleri izlemek istiyordum. Fakat Revolucin (Devrim) ve Carancho (Akbaba) filmleri daha çok ilgimizi çekti. http://www.filmfestankara.org.tr/tr/festival/kategori/22/168/Dunyanin-Her-Kosesinden Akbaba filmine bügün saat 14:30 gibi gittik. Batı sinemasında 10 kişi bile girişte uzun süreli kuyruğa neden oldu. Ancak sorun bu sorunu bekleyenleri biletsiz olarak içeri alarak gidermiş oldular. Bilet konusunda oldukça oturaklı bir organizasyon beklemiyordumzaten. Bizi sadece filmler ilgilendiriyordu. Haftasonu olmasına rağmen koltukların bom boş olması tuhaftı. Filmde dikkatimi çeken ve çoks evdiğim şey makro çekimlere ağırlık vermesiydi. Ayrıca oldukça temiz bir banttı. Görsel olarak çok kaliteliydi. Tek sorun ilk 15 dakika filme kendimi verememiştim. 25 Mart'ta tekrar gösterime girecek (Büyülü Fener'de saat 19:15'de) kaçırmayın derim, ama kaçırılmayacak o kadar çok f...

Aux marches du palais

Geçen hafta gittiğim konserin devlet tiyatroları sayfasındaki tanımı şöyleydi : “Le poème harmonique" Topluluğu Geçmiş zamanların Fransa’sından Romans ve Ağıtlar Şarkıcılar: Claire Lefilliâtre, Serge Goubioud, Arnaud Marzorati Müzisyenler: Pierre Hamon, Christophe Tellart, Isabelle Saint-Yves, Joël Grare, Vincent Dumestre Konu: Bin yılı aşkın süredir Fransız şarkıları nesilden nesile aktarılıyor. Vincent Dumestre’in ünlü topluluğu « Le poème harmonique » tarafından sergilenen bu gösteri, Fransa’da ve yabancı ülkelerde büyük başarı yakaladı. Güçlü bir dramaturji ve ışıklandırma ustalığı, halen bütün Fransızlar tarafından bilinen bu ünlü repertuarın kendine has tarzını güçlendiriyor.      Kadro fotoğraftaki kadr geniş değildi ancak performans harikaydı.

Tosca operası hakkında

"Tosca; ..." Hikayesini çok sevmiştim. Barok desenler, itici kıyafetler... Gösteriye gitmemem için yeterli nedenler aslında. Ama afişinden etkilenip gittim. Textini önceden okumadım ve ilk perde inanılmaz sıkıcı oldu. Üçüncü perdeden sonra yani son perdeye kalmadan çıktım.

Excuse me, I saw your shoes

palyaço pabıclı ceren

engiri güzel çaldı söyledi

anarkAğaç dergisinde beraber yazdığımız pek kıymetli üc arkadaşımız " engiri " diye bir müzik grubu kurmuşlar bile. dergi gibi offline bir grup. Cuma akşamı ankara-keçiören-şose civarinda eskiden dergiyi yazdığımız depoda bir yirmi dakika dinleyebildim engiri 'yi, ben bile sevdim. yaptıkları şeyin müzikle ilgisi yok aslında. Tiyatro gibi. Hatta çok kötü kurgulanmış bir tiyatro gibi. Ama kendine özel olması dinleyenleri hayran bırakıyor. engiri 'den bass "kutu" çalan eylül gıcık olsun diye yazıyorum bunları da. Ben sevdim ama umarim çok kişi sevmez. Çünkü engri'deki eski dostlarımın vahşi müzik piyasasına girmelerini isteme :) amatör ve hobi düzeyinde kalması çok daha güzel.

Moskova - Petushki Yolun Sonu

Oynun konusu zaten ilgimi hayli çekmişti. Sahne önüne konan perdeye çeşitli efektler yansıtılarak nadiren rastladığım video art tekniği oyunu daha fantastik kılmış. Ancak açık söyleyim sıkılıp çıkan bir kaç kişi oldu :). Herkesin sevebileceği bir oyun olduğunu düşünmüyorum. Murat Çidamlı aralıksız bir saat boyunca gayet iyi bir oyun sergiledi. Eğlenceli değil, zaman zaman bunaltıcı gelebilir ki sanırım amacıda bunaltıyı hissettirmek :). Oyunun mesaj vermek gibi kaygısı yok, sadece zihni bulanık birinin psikolojisini yansıtmak istemiş ve bence başarmış. Yazarın şu ifadlerini çok sevdim (zatn oyunda iki farklı yerde bunu tekrarladı, oyun tanıtım metninde de buna yer verilmiş. Petushki’de kuşlar hep öter gece gündüz demeden. Petushki’de yaseminler hep çiçek açar yaz kış demeden. Ve orada her Cuma günü, saat tam onbirde benim sevgilim , sarı lepiska saçlı, o çılgın kadın, peronda bekler beni. Ve bugün de günlerden Cuma. Bekliyordur sevgilim beni. İstasyonda bekliyordur ve ben trende...

"Şair Baba ve Damdakiler" Oyunu Hakkında

Bir oyunu güzel eleştiremeyebilirim ama geçen hafta gittiğimiz bu oyun kesinlikle oldukça vasat bir oyundu. Tanıtım metnindeki "Bursa Hapishanesi" ve Nazım Hikmet güzel işlenmemiş üstelik bambaşka itici bir oyunculukla sergilenmişti. Sadece 5-10 dakikalık bir bölümü (tüm mahkumların efektlerle muzik yaptığı bölümü) sevdim. Yarıda bırakakıp gitmek istedik. Oyunu ressam Balaban yazmış. Bursa hapishanesinde geçirdiği dönemi kendi gözleriyle aktarmış. Oyun metnini daha sonra iyice okumadım ama bahsettiğim vasatlık oyunun metninde değil oyuncularda! Devlet Tiyatroları sayfasında oyun şöyle tanıtılıyor: "Şair Baba ve Damdakiler; Nazım Hikmet ve ressam Balaban’ın Bursa cezaevi yıllarını bu toprakların kültür birikimiyle harmanlayarak sahneye aktaran, Türk tiyatrosunun ulusal söylem biçimine zemin oluşturan bir oyun. "